birkaç şiir ve düşünce

the word the book the writer
he who uttered the word
he who the book uttered
he who have uttered the book
this goes back and forth
and through different actions and technology
we get closer and apart
all the words in all the books
writers to tellers to writers
to book burner wannabe’s
to effortless name creators
what gets into design
time and space
is a matter of who gets to
feed it as well as
what fashions it in congregation

 

 

 

Uzaydaki Cemalin

Bir göktaşı düşerse bir çöle dünyada
Çölün kumlarındaki yol boyunca izi
Ayna olur Ayna
Bakan da herhalde uzaydaki cemalini görür…

 

 

Granada’nın Hakkı
Fas’ta üzgün aileler
duvarlarında Granada’da bıraktıkları evlerinin anahtarları asılıdır
“Benim adım Don Alvaro Tarfe.” diye cevap verdi seyyah.
“Ben Granada’ya gidiyorum, beyim.” dedi beyefendi, “benim kendi vatanıma.”

ve daha önce
“…who alone will suffice to destroy the entire might of the Turk.” diyordu Don Quixote
ve daha kelime, kitap der, emeklerken “author” engizisyonun altında, bir bebek verdi elimize Cervantes; Roman!
Annesi belli ediverdi kendini bu Granada’ydı, ama İsa gibi doğmuştu sanki; babasız ve bir bakireden!
Şehir vaftiz edilmiş günahlarından arındırılmıştı ya, kimse “Yazarı” kimin miras bıraktığını sormak gereksinimi görememişti!
Oysa Kelimeyi bulan Yahudiler, Kitabın yarattığı Hıristiyanlar, ve yıldızlara tapan Sabiiler, hep birden ehli kitap sayılmıştı Muhammed adlı bir “Yazar” tarafından ve hatta önce bir ırka, sonra vaftiz ile günahlarından arındırılanlara bahşedilen Tek Tanrı bu “Yazar” ile birlikte her doğan çocuğa bahşedilmişti.
Ve bir pazar ayinindeki trans-substitution gibi “author” “Yazar” olduğunda, Türk ile tek başına savaşmak isteyen her onurlu şövalyeye kitapların arasında bir kitap yazma, Kur’an’ı bir tabula rastada binlerce haçlı ile çevirme fırsatı verilecekti!
Ama şövalyeler aslında unuttukları, bilmedikleri, tanımadıkları babalarına karşı savaş açmıştı!

 

 

Muhtaç kaldıklarınızı, kalacaklarınızı, muhtaç kalacağınızı bilmediklerinizi her alanda ortadan kaldırarak, yüzünüz bile kızarmadan ki bu bilgisiz olduğunun bilgisizliğidir, ne isteyeceksiniz istediğiniz her şeyin olabileceği bir dünyada?
Kitaplardan geliyorum, kitaplardan, sırlardan geliyorum sırra, farkındayken herkes her şeyin, her Türk bişey yapar da ne yapar? Daha her Türk ile Don Kişot’un Türk’ünü ayıramazken; Ne yapar Türkler? Türkler tek bir fikir mi arar sorusunu doğurmaz mı bu; arayana bir birlik ise bu, yenilmez fikir “Türk okur” dur. Ve buradaki “okur” HERŞEYİ okur ya da okuyabilir demektir. Yani KORKMADAN, şartsız şurtsuz her şeyi “okur”.
Farazi bir atış tutuşla “Kral çağırıp tüm şövalyelerini sorsa tek başına kim Türk’ün bütün gücü ile savaşabilir dese de ben atılsam ortaya” dediğinde Don Kişot, neden bahsediyor sizce?
Michel Foucault’a göre, o çağda kitap okuyan birinin okuduğu kitaptan ve kitaptaki karakterden 3. Tekil şahıs olarak bahsedemediği ve ancak 1. Tekil şahıs olarak bahsedebildiğini düşünelim şimdi. İkinci bölümde Granada’dan gelen bir Seyyah Don Kişot’a kendisini bildiğini ama başka türlü bildiğini söylediğinde, “Takdir edersiniz ki o Don Kişot ben değilim” diyen Don Kişot’un aynı akşam hana getirttiği notere bunu Granada’lı Seyyah Don Alvare Tarfe’nin imzasıyla onaylatması ile, yani Rönesans’ta birbirine girmiş bu semboller ve gerçek dünyanın ayırımı ile doğar “Roman”. Kendini sanki bir sanal başlık takmış da 1. Tekilde Don Kişot’u “sürüyormuş- o imiş” gibi okuyan okur bir anda Don Kişot’un söylemselliği, edebi tarafı ile karşılaşmakta ve semboller dünyası kendi üstüne kapanarak gerçek dünyaya karışabilme yetisini kaybetmektedir.
Ama burada “yazar” nerede diye sormamıştır kimse. Daha auteure engizisyon altında inlerken, Cervantes Don Kişot’u biraz da Türk’ün bu potansiyelini kendi lehine çevirmek için, korkusuzca okuyup yazabilen “yazar”’a ulaşabilmek için yazmıştır. Ve Granada yani Müslümanlardan “geri” alındığında vaftiz edilen Endülüs’lü bir seyyahtan el almıştır Cervantes. Tabi burada Kur’anın binlerce haçlı şövalye ile, roman yazabilen yazar ile, çevirmek hedefi bütün Batı edebiyatındaki baba figürünü el aldığı İslam’a muhtaç bırakmakta olduğu gibi Kur’an’dan başka kitap tanımayan sofuları da bu oyunun bir parçası haline getirmektedir.

As is Love

Cover by Alkan Akdamar

I&I
leave me and smell the flowers
I, from brain reduced sense data
I out of hand when sugar level down
I to Naked I to nature of I;
spirit

Then ahoy fertility, ar-ar the meaning of boundless, the propagation of what is chosen from purple, the un-importance of how little the small brilliance is, it’s unique place amongst every billionth of shining, variable; the undying fire in every furnace. Prettier when left alone and moreish…

A waiting into a song
They have been asking for a while
Waiting on shores and by marble pools
A waiting into a song, time and idols
And moments and wet dreams are not to replace those Corinthian pillars
To be holding the sky up and a garden down
We need much education in a now finite world

Audio Book / Sesli Kitap

iTunes:

https://itunes.apple.com/us/audiobook/%C3%A7ay-bah%C3%A7esine-d%C3%BC%C5%9Ferken-falling-to-tea-house-garden/id1437663943?mt=11&ign-mpt=uo%3D4

Google Play:

https://play.google.com/store/audiobooks/details/Alphan_Vardarl%C4%B1_%C3%87ay_Bah%C3%A7esine_D%C3%BC%C5%9Ferken?id=AQAAAECM7XWt6M

Nook:

https://www.nookaudiobooks.com/audiobook/245226/cay-bahcesine-duserken

Scribd:

https://www.scribd.com/audiobook/387013948/Cay-Bahcesine-Du%C5%9Ferken-Turkce-ve-%C4%B0ngilizce-%C5%9Eiirler

Amazon:

https://www.amazon.com/Bah%C3%A7esine-D%C3%BC%C5%9Ferken-Falling-House-Garden/dp/B07HR18CXV

Audible:

https://www.audible.com/pd/Cay-Bahcesine-Dueerken-Falling-to-a-Tea-House-Garden-Audiobook/B07HQZSLQZ

Çay Bahçesine Düşerken / Falling to a Tea House Garden

“Falling to a Tea House Garden” is a selection of my poetry in Turkish and English that I have been writing for the last 24 years and it consists of three parts. The first part “Couples/Çiftetelli” are Turkish
and English poems that I associated together due to meaning, period or form. I originally wrote the first poem in this first part in English and then translated it to Turkish. Apart from this one poem, none of the poems have been translated into the other language. Among my muses are cinema, music, song lyrics, novels, the history of science, arts and religion, aphorisms, idioms, proverbs, caricatures, and folklore. In my poems, I dwell on the topics of nature, philosophy, human and the tragic situation. Here, there are things that I do not want to repeat in life and heeds to myself as well as the truths I have found walking the roads that I did and the experiences I gained. When I write I leave little information with regards to date and time but the second and third parts of the book, “Turkish Poems” and “English Poems” are more or less in a chronological order.

Alphan Vardarlı
A poet, a researcher and a self-trained painter born in 1978. Graduated from University of Kent at Canterbury in the UK, from the Department of Politics and International Relations in 1999. Went onto study art and art history in Florence, Italy. Attended Philosophy and Cultural Analysis M.A. program at the University of Amsterdam.
Been writing poetry since 15 years old. In his 20’s he collaborated with philosophy, logic and anthropology students from the University of Amsterdam to publish an online magazine and a zine, where his poetry, drawings, and collages took part. In his 30’s he took to the stage reading his poetry in Spoken Word İstanbul and the poetry events of different literature groups in Çanakkale. Çanakkale Olay Newspaper also printed his poems in the newspaper’s art pages. Been painting since 2000. In 2005 exhibited for the first time at a mixed exhibition at Siemens Art Gallery in İstanbul. First personal painting exhibition was held in the Turkish Culture Ministry Gallery, in Çanakkale in 2016.

“Çay Bahçesine Düşerken” benim 24 yıldır yazdığım Türkçe ve İngilizce şiirlerden bir seçkidir ve üç bölümden oluşmaktadır. “Couples/Çiftetelli” anlam, dönem ya da düzen olarak birbirine yakıştırdığım Türkçe ve İngilizce şiirlerden eşli bir seçkidir. Bu ilk bölümdeki ilk şiir İngilizce yazılmış ve tarafımdan Türkçeye çevrilmiştir. Kitapta bu şiir dışında hiçbir şiir diğer dile çeviri değildir. Sinema, müzik, şarkı sözleri, romanlar, bilim, sanat ve din tarihi, özdeyişler, deyimler, atasözleri, karikatürler ve folklordan ilham alıyorum ve şiirlerde doğa, felsefe, insan ve trajik durum gibi konular işliyorum. Yürüdüğüm yollar ve edindiğim deneyimlerle bulduğum gerçekler kadar, yaşamda tekrar etmek istemediklerim ve kendime uyarılar da var burada. Nadiren tarih attığımdan şiirlerimde dönem bilgisine az rastlanır, ancak kitabın ikinci ve üçüncü bölümleri olan “Türkçe Şiirler” ve “İngilizce Şiirler” aşağı yukarı kronolojik bir sıra izlenilerek dizilmiştir.

Alphan Vardarlı
1978 doğumlu bir şair, araştırmacı ve alaylı bir ressam. Eğitim için gittiği İngiltere’de University of Kent at Canterbury’den Siyasal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler bölümünden 1999 yılında mezun oldu. İtalya, Floransa’da sanat ve sanat tarihi eğitimleri aldı. Hollanda’da Amsterdam Üniversitesi’nde Felsefe ve Kültürel Analiz yüksek lisans programına katıldı.
15 yaşından beri şiir yazıyor. 20’lerinde Amsterdam Üniversitesi’nden bir grup felsefe, mantık ve antropoloji
öğrencisi ile çıkarttıkları internet dergisinde ve fanzinde şiirleri, çizimleri ve kolajları yer aldı. 30’larında İstanbul’da
Spoken Word gecelerinde ve Çanakkale’de çeşitli edebiyat etkinliklerinde sahne aldı ve şiiirlerini okudu. Ayrıca şiirleri Çanakkale Olay Gazetesi’nde sanat sayfasında yayınlandı.
2000’lerden beri resim yapıyor. 2005’de İstanbul’da, Siemens Sanat Galerisi’nde ilk karma sergisine katıldı. İlk kişisel resim sergisini 2016’da Çanakkale’de Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde açtı.

 

Book Purchase Link:

https://www.nadirkitap.com/cay-bahcesine-duserken-falling-to-a-tea-house-garden-alphan-vardarli-kitap13154367.html

 

A waiting into a song

They have been asking for a while
Waiting on shores and by marble pools
A waiting into a song, time and idols
And moments and wet dreams are not to replace those Corinthian pillars
To be holding the sky up and a garden down
We need much education in a now finite world

Pre-2009

(Photo credit unknown from the internet, Milet (Miletos), Turkey)

always too late to wake up, for too late they figure

The winds uncharted soul

illuminates the suns

of our winter.

how long this longing shall stretch?

castles they are building now

and within walls of icicles,

fate they will want to decide.

All is with love,

All is with love…

metal cables and odourless silicone

All is with love,

All is with love…

But symbolic beings

believe in systematized beginnings

For always too late to wake up, for too late they

figure;

So passes the crescent of aeons

From elders in dead cities

to uncanny molecules.

2001
   

To Olympia

A constant headlong,
The gentle wind to accompany me,
The wild, to the top of the mountain

In between the cloud and the stream
In attitude and by power
A siren told me

A young one to bear

The spark in the forest
Now a sun ray now a lightning
Clear this peak in flashes

A feeling forlorn, in the shade of the fig

Charioted by Bacchus and his pards,
I am to scream a desire to view,
Have dreamt up a thought of you

This a running in waters tongue
Green eyes and there, a vision
An immense talk, a surprise

For real

19.08.2014

this L’viv

 

do you know why
this L’viv
is more beautiful with you
for maybe I see a smile everytime you smile
behind another smile
or maybe a small dimple behind a dimple
you wear her, your city, like a light talisman
directions from maps to polite questions to strangers, you unwind her and look people directly in the eye
this is where their story begins
as you slowly recede back into her arms
L’viv
finding a house you have lived in a dream

01.2017

  • 1
  • 2
Close Menu
Secured By miniOrange