Poetry / Şiir ( 2010 – 2012)

Dünya evrenin saati, derkene İsmail abinin saati 🙂

ismailin saati a.v. saat kulesi

16 Eylül 2012

Resim1
ipad
Universal significance of
particular resonance
such signifiers reside in life
and her relations
in symbolic
life
this becomes
universal resonane of particular significance
– an oversimplification-
hitching a ride from the real
jewish culture created people
christian culture created geography
first muslims invented the writer

jewish built the wall
christians collaged the wall
muslims made it moveable
ipad
ne olacağıdı?

8 Nisan 2012

Resim1

 

DSC01537

Müjde ve Miras
Bir zamanda ritmi bulanın yolları
elde temas elde bir küre
alında temas alında bir küre
kasıkta temas kasıkta bir küre
nur topu gibi bir üçgen
Şimdi bereket birikir bir ihtiyatta
göğsü bağrı açık bir gerçek havayı solumakta
nasıl bir kişiliktir ki bu taht
asıl birlik nerede
rayiç görülende
neyiz biz böcek mi
ne olucaz insan mı
seçim yüceliklerinin kıyaslandığı ovalar
çöpten adamlar herşeyi düzenleyen
neler verecek sana deselerde fakirlikte pek esinlenmişizdir
az da bir yerde hakkı, hakkı, hakkı
ölümsüze ekmek her ölümsüzün önü açıldığında
ne açlık ne sefalet yanlız bir kıta çok çeker
siyahi bir yanlızlık adına çok çalışmak gerek
tılsımlarla dolu bir yanlızlık
bu kalabalık
ve safsata
söner sen geçerken lambanın altından.
bir tren
bende duydum
tabak büyüklüğünde gözlerle ayılmadım
ne verdim biliyormuyum
güvenmezsem iyi niyete
suistimal orucu bir ramazan, göz gözü görüyor
ve baktım ki gördüklerini hiç beğenmiyor
bir eksiye hapsedilmiş, sonsuz tersine düşünce, bir içşeş
dinlemiyorum beride
oradan buraya savruluyor noksanları kibirin
cehaletimizin bir gürültüsü var kendine işaret eden
modern zamanların hayaleti irşad
bu kez gösteriyor cinsiyetler arası eşitsizliği kapıkola almış oradan geçer gibi duran erkekleri
Duhan duman demek tütün birde
Duhan ulan , duhan!

8 Nisan 2012

Resim1
I am for real

I am for real within
and without
fierce in battle
broken and unashamed in life
I clouds and rains
I voice and rumble
upon the hill by the cliff
now a curtain now a window
once smelt the sweet smell and dreamt the daydreams
I am a series of clashes cars them cars
I am the horizon
I am in deeper to the cave
fear once a friend now cannot keep up
I am my shoulder at the wheel my eyes at the outreach
my heart in the sun as the hemp and the vine
the white and the brown
begging in giving and frustrated in taking
I am to call a ship into view
my Thespian
my love a love
life of art will
stop Burlington Northern a medusa’s head
right on its tracks
This The Birth of Gaia
will send many a passenger
To the annals of the machine they have created
Come water kingdom come
In transparent secrets
togetherness
togetherness
the unity of the real
a forever tomorrow
a sacred yesterday
under the tree and into the garden
to serve us
doors, metal, hatch and key
under all suns and in
perilous seas
in cows flight and birds imitation
in symbiosis and conflict
a permaculture of climate
and
Earth to more Earth
from home to homes we will go places
and
return with the talisman of Noah
Barley and the wind
from sight to backward glance
the water as water and us in age
the child
the adult
the old
together
17 Haziran 2011

Resim1

WP_20141108_004 (2)

karanlıklar aydınlığa

Geçen zamana aşıklık
yıllar yıllar
masalar hep dostlarla güzel
ölümsüz muhabbettir umut
güzel zaman candır
yaşam, herbir canın hayatı
birlik bunun ortaklığı
dünya dünyam oldu
adaletim temiz bir su
nerede yeşil onu ararım
sürülmeye sürülsün toprak
güneşte dalgalansın yaprak
ama yok gönlümde huzur
aslım kendini menzilde bulur
ve gelgitlerime düşer tasarımların gölgesi
karanlıklar aydınlığa
karanlıklar aydınlığa
sadece hakedene
sadece hakedene
hiç değilim ben desemde hiçlik anlarımda
bu cesaretin yalanını sorgular dururum
ve aklımda bazen ermişler bazen kurtlar sofrasına otururum
ve zekam çalışan insanı kavramak ister
makinasız neredeyiz diye sorabilirmiyiz
film olmasa
bir geriye gidiş olur bu küçük
mavi noktanın sonu
yıldızlar ağlamazlar elbet isim babalarının
yokoluşuna
ancak zenginlik ve umutla,
insanı insanca, canı canla bırakarak
geçmiş bir zaman var ki
tüm bir boşluğu anlamlandırmış
bugüne gelemiyoruz aletten ötürü
ancak neden gidemeyelim aletten öteye
hayata özgü izler
amaca özgü izler
ve kumaştan ve kağıttan elbiseler
sürdürülebilir olmayınca
dikiş yerlerinden ayrılıyor bu pencere
çıplak ve kırılgan vücut
özlüyor bir zamanı
geçmiş geri gelmeyince
ve geçen zaman küçültünce dünyayı
ve uçsuz bucaksız açınca yer aldığı denizi
bazı aklı evveller sarılıyorlar kıyamete
ve bazı soysuz soylular deney tüplerine
müjde diyen bir hiçim ben
ve sadece kendi sesimi ben
duymaktayım şimdilik
el ver dost
insanın kıymeti, kıyameti olamaz.

22 Haziran 2011

Resim1aşk

aşk durulmaz sularda bir balık sürüsü, rüzgarda açılıp kapanan bir pencere, horozun öttüğü yerler ve gün ışığı, dışarıda yollar yollarda arabalar, ilk öpücük ve saat, anne ve babalar tozlu köşelerinde diskoteğin, deep purple extacy, bass ve distortion,evrenin yüzüğünü öpen bir kibele ve zamansız güzel bir sokak kızı bir meteor bir cilalı ayna küçükten bilirdik biz seni böyle serpildin,şimdi esas ezelsiz bülbüller zamanı sana şakıyabilmenin erdemlerinden mülksüz ve rütbesiz geçmenin şerefindeyim.

22 Haziran 2011

Resim1WP_20130521_009
Diamonds on an iphone

Plak kadar güzel mi
sesi diye sorup
hışırtı arıyorlar.

Diamonds on an iphone

canlar canı
dedim de
sesimi duydum.

a smile
and a beauty smell
was it my feet
or my heart
was it the air
or the sun
that slowed down
on a paved road.

2 Şubat 2011

Resim1

WP_20150415_010
Weather weather

Weather weather where be you
you are the news on the right top corner of my laptop every day at work
Weather weather where be you
They say look up and it is funny when can look further and they still ask is it raining when you enter dripping wet
Weather weather where be you
In the distance is you and further on there be them eyes like us wandering and looking at you
Weather weather where be you
And are you not that transistor itself that comes again after a storm
Weather weather where be you
I could say I, they could say I, together looking at you, sharing your commotion
Weather weather where be you
Weather weather will we be you
here, to look at the distance lying still further ahead
from I to I, to US to Them
from here to there
distances to steps
spheres to triangles
triangles to spheres
like a stone in my hand
everything to everyone
Weather weather where be you
I know you are fiercely alive
it is all right
in my thunderstruck mind there is this idea
it is the gravity of what is alive
with the symbiosis of its quantifiable traits
by sound by electricity by DNA and by colour
is what we will learn to recreate
we will mimic thy stars that lay in you for power
by the colours of all living things we will harness your future as our protection
for a collection of the colours of an entirety of specie’s response to your light
is our future.

30 Kasım 2010

Resim1

Güzel evin Güzel Kedisi
aşk çocuğu
bu sana
isimler getirir aklıma isimleri
olmayanlar konuştuklarında
su gibi
Cam karafı koydum odayı
yansıtan camın üzerine
kadeh elimde boşa çıkmış aşklar gibi
içten içe bir mutluluk
Bu pazarda bir
sır var
dolaşır her yabancı
bir mehdi gibi

17 Ekim 2010

From the film “My Son, My Son, What have Ye Done”

Resim1

6841194268_307e774a72_o

Two films

And a man sat alone
Drenched deep in sadness
And all the animals
drew near to him and said;
“We do not like to see you so sad
Ask us for whatever you wish and you shall have it.”
The Man said;
“I want to have good sight.”
The vulture replied; “You shall have mine.”
The Man said;
“I want to be strong”
The jaguar said; “You shall be strong like me.”
Then the Man said;
“I long to know the secrets of the Earth.”
The serpent replied;
“I will show them to you.”
And so it went with all the animals.
And when the man had all the gifts that they could give… he left.
Then the owl said to the other animals;
“Now the man knows so much and is able to do many things…”
“Suddenly I am afraid.”
The deer said; “The man has all that he needs.”
“Now his sadness will stop.”
But the owl replied; “No.”
“I saw a hole in the man…
“Deep like a hunger he will never fill…”
“It is what makes him sad and what makes him want.”
“He will go on taking and taking”
“Until one day the world will say;
“I am no more and I have nothing left to give.”

(From a Mayan legend)

-o-

The first lie
The first death
The first dream
The first religion
The first war
The first destruction
The first truth
The first procreation
The first immortality
It is one thing you inventing the bicycle…

29 Eylül 2010

 

Resim1

 

sila_alain_delon_2010

How I remember you
Arabalı vapurda iki kız oturmuş sırtlarını denize bakan trabzanlara yaslamış sigara içiyorlardı ki
tekerlekli bir çöp tenekesi rüzgar ile yürüyerek yanlarında yere düştü
bir kız çocuğu koşarak geldi,
ve açılan kapaktan içeri çöp attı.
İki kız yerlerinden kalkıp çöp kutusunu kaldırıp, trabzanlara dayadılar
ve rüzgar ve soğuktan üşümüş bir şekilde
otobüse döndüler.

 

 

-o-

I saw a woman today wearing her folkloric garments
carrying a bundle clothed behind her back
and also carrying five or six empty plastic water bottles
each of eight litres. She appeared clean, and the plastic bottles
when I thought of them later appeared like
diamonds to my minds eye.

24 Eylül 2010

Resim1

 

Uzaydaki Cemalin

Bir göktaşı düşerse bir çöle dünyada
Çölün kumlarındaki yol boyunca izi
Ayna olur Ayna
bakanda herhalde uzaydaki cemalini görür…

22 Eylül 2010

 

Resim1

 

izni arıyorum

yolları yola

insanı insana

dağı dağa kavuşturma izni

neden kurşunladılar saat kulelerini

çünkü o kuleler zamanı göstermiyor

geriye sayıyorlardı

Kafka’nın gördüğü bu dünya tren raylarının

dikip bitirmiş olduğu zamanın içine sıkışmış

3 boyutlu hologramlara dönüşmüş

ve her kesitten bakılabilir ve yokoluş

gidişatı okunabilir bir geri sayım

kontrolü tamamen aletlere bırakmadan

nasıl sağlayacaksınız aletin sadece isteneni

yapmasını.

17 Eylül 2010

Resim1

4465565341_4e00b6735f_o

Granada’nın Hakkı

Fas’ta üzgün aileler
duvarlarında Granada’da bıraktıkları evlerinin anahtarları asılıdır
“Benim adım Don Alvaro Tarfe.” diye cevap verdi seyyah.
“Ben Granada’ya gidiyorum, beyim.” dedi beyefendi, “benim kendi vatanıma.”

ve daha önce
“…who alone will suffice to destroy the entire might of the Turk.” diyordu Don Quixote
ve daha kelime, kitap der, emeklerken “author” engizisyonun altında, bir bebek verdi elimize Cervantes; Roman!
Annesi belli ediverdi kendini bu Granada’ydı, ama İsa gibi doğmuştu sanki; babasız ve bir bakireden!
Şehir vaftiz edilmiş günahlarından arındırılmıştı ya, kimse “Yazarı” kimin miras bıraktığını sormak gereksinimi görememişti!
Oysa Kelimeyi bulan Yahudiler, Kitabın yarattığı Hıristiyanlar, ve kitapsız yıldızlara tapan Sabiiler, hep birden ehli kitap sayılmıştı Muhammed adlı bir “Yazar” tarafından ve hatta önce bir ırka, sonra vaftiz ile günahlarından arındırılanlara bahşedilen Tek Tanrı bu “Yazar” ile birlikte her doğan çocuğa bahşedilmişti.
Ve bir pazar ayinindeki trans-substitution gibi “author” “Yazar” olduğunda, Türk ile tek başına savaşmak isteyen her onurlu şövalyeye kitapların arasında bir kitap yazma, Kuran’ı bir tabula rastada binlerce haçlı ile çevirme fırsatı verilecekti!
Ama şövalyeler aslında unuttukları, bilmedikleri, tanımadıkları babalarına karşı savaş açmıştı!

22 Ağustos 2010

Resim1

 

the word the book the writer

he who uttered the word
he who the book uttered
he who have uttered the book
this goes back and forth
and through different actions and technology
we get closer and apart
all the words in all the books
writers to tellers to writers
to book burner wannabe’s
to effortless name creators
what gets into design
time and space
is a matter of who gets to
feed it as well as
what fashions it in congregation

22 Haziran 2010

Resim1

4465563385_699636665a_oKuşlar görüyorlar cesetlerin nereye gittiğini

A killer whale
is a killer whale
a deathwish is a
deathwish
it is gonna get you
sometime

24 Nisan 2010

 

Resim1

 

326e467

Evren Klanı
Göç zamanı yayladan ovaya geldi gene. Ermiş balinaların sırtlarında dedeler ve mineralciler ve tohumcular güneş sistemini saran uzay boşluğunda belirdiler. Dünyadan geliyorlardı ve dünyaya dönüyorlardı. Gidilecek uzaklıklar belirlemişler, yanlarında taşalar götürmüşler, buldukları tohumları daha uzağa götürmüşler ve şimdi suya dönmüşlerdi.

Santa
One day Santa got tired of working because the children started to make their own toys. He could not please them with his gifts. Only some children placed his toys in windowed cabinets as novelty items. So Santa decided to lay the work to rest for a while and go on a trip through time. He began by going to see the dinosaurs which became very popular with the kids recently. So he got on his cart pulled by 6 magical deer’s, and went on his way.

23 Nisan 2010

 

Resim1

 

PB240033

A thousand Calendulas
 
drip by drip
 
torf and then by land they grow
 
Sun in the sky
 
Sun in orange flowers does glow
 
21 Nisan 2010