Poetry / Şiir (Pre 2010’dan önce)

Tokluk Deryası

Resim1

ne (derin) ki?
soyun gölgesi
babadan oğula nefesi
seçilerek (k)esinleşen
sureti?
beklenmeden gelir bir uyanış takılır
(g)özlerin gördüğü yankıya
Olur ya
Takvim ile paylaşır olur
son oğul ekmeği
ve son oğlun nefesi
şen oğlun şen sesi
Çağlar olur kapı, kapı ;
(bin biri bir görür gibi)
Birdenbire birliğin bekçisi biter yanı başında
(b)aşında, karşısında;
‘kıstasın yok kellen alayım, elim
ölüm benim avucumda’
oğul gülümseyen iskelet karşısında
hala çelişkisiz birliğin arzusunda
Far ışığında tavşan gözleriyle
sonrasızın sorgusunda
‘Ama sen varken ben yokum,
ben var iken sen …’
Ah Ahmak ! Bir sen var senden içeri
o benim şimdi karşında.

Resim1

bir an gelip çatıyor
ve yakalıyor
düşünceniz dünyanın
hızını
artık
bir dünya da
içimizde filizleniyor
kökleniyor
bir evrene

Resim1

Değişmez
yasalar peşinde
insanlar
ve onlar ki
söylemin dirliği adına
isimler dikerler
Halkalarının içinde
durmayandan
çemberin dışına
ihtiyaç duyarlar.

Resim1
Yürüyen hard disk işletim sistemini dünya mı
zannettin
iyinin halleri
sebeplerin sebepleri
kutu kutu içinde aksamalar hep dışında
nerede doğru
umutsuzca sorgunun düşmanlığı yeşertmez
otobanları, köprüleri hatta kendi çiçeklerini
bir bakışlar silsilesinden maymunluğu
eğlence
kıstaslardan kahırları kutu gibi yüreğinize
dinlence
iyinin doğruya kapanları
tuzaklar
bu uzaklıklar üstünde

Bilgisayarın içindeki Kontrol odasında
Görüntü montajlayan çocuk
Dışarıda kalan vücut nadir de olsa
dürtüklüyor, insan oluveriyor
insanca davranırsa ne olurdu
onu sergiliyor
yediği içtiğinin kendinden daha
farklı bir şey olduğunu
ödenen bedellerin
anılara sahip çıkmaya
izin vermediği
yoksullar bilir

Resim1

Derelict

Resim1

University

A little walk
some sleep
opulent shack.
“dear couch”
one is inclined
to begin,
“dear monstrously comfortable couch”

Resim1

gargle it down
bicycle bells
and never setting sun
a beer or three
wash it down
smell the sweet
iodine on the wrinkled
canal waters
yes
wash it down
what an unfortunate
betrayal
these last rounds
lock key
memory
brain
brain
brain
and home
laugh with the dead
without dying
why don’t you
play the game…
why don’t you
play the game.
not that the
night is ever
to die. Forever
is our feast.
Hungry are my eyes
seeing them hungry
eyes looking at me
how deep be these cliffs
that lay between
the edges of this
structure
and the heads it is
feeding on.
“there is a land…”*
now you see it
now you don’t
hide to seek this
vulture of a
desire.
(*far far away…)
the same hungry
faces of the bees
swarm
with ever prosecuted motion
the idols of
fashion.
look but
don’t touch
either learn
or teach
to touch.
but touch
touch, touch…
time now
time is to sharpen
the toxico of the sting.

Resim1

Subtitle Generation

inpatient anarchist impostor
pondering to aim for shooting
and shooting to ponder.
targets they multiply mostly
on ones own body,
from moles to scars and
nerves to the heart. As the brain
continues to confuse itself with the flesh
leaving one body with many names, the eyes
are looking for impossible teachers in the
land of clichés and from trigger happy tigers
to small napoleons they cloth their passion
and find the colours of their greed. it is in this
united calamity of being that meaning kills…
Resim1

born alone
and felt thrown afar
you set and burn your day
darkness governs these horizons
a call to
a unique other
coupling methods despite memory
pulls on such chains
how much one is in keep
of ones history
illuminates ones forgetful plateaus
of being devoted to life.

Resim1

derelict the derelict
fallen hopes where ropes dangle
no one is coming home
where you keep a fire garden
and hose the gasoline
who is who to who is not
a tabs distance to another
unseen hand of necessary evil
laws for hedges gardens to burn

Resim1
Is the marketplace the cost of a notion of the possibility of an individual?
Resim1
the glimmer shining in the coldest of
winters
To set up shelter
The joy of a spring child
The love of the world
a stepping stone or a wanderers bed
a world betrayed in helplessness
can now be won

Resim1

20. YY Hapisanesi

One pine kernel
Two pine kernel
Three pine kernel
I love you

kesik keçinin başında
iki köpek oynamakta
çıkardım birinin boynuna
dolanmış poşeti
ve biraz sonra
abi su deposunun kapağını kaldırdığında
suya dalan şapşal eşek arısına
kanadından tutarken şöyle dedi
kurtarıcam seni ama biliyorum sokacaksın beni

“Nostalgia
Discipline
Order
his
passion”
passion a prison

Resim1

Empire of the image…

Death to the empire,
long live the image.
o.k. computer?
reading should not die cheap.

Resim1

yazmıyordum buraya
felsefe nereden doğdu
şarap
tütün yaprağının gülü
camın Fransızı
bilirsin bilirim
kuyunda destekler
bağında dozerler
benzin kokusu
barut kokusu
çocuk değiliz ama
çocukluktan bu yana peynir kokusu

çatallamaya sütün pıhtısını
iki sopa bulamaz mıyız
çölün kumlarında da çizilir
aksi yıldızların
ve her dem ve başka bir daimde
yapabilecekleriyle insan insanlık karşılar
merhaba hoş geldiniz
merhaba nasılsınız

Resim1

glory halls I feel invited

dating from dates
a blooney
a mark my mark
who dares
my sweetheart the drunk

the green vine on paper sleeves
red matches under, a metal twist
a barcode cry
a remedy of health
a remedy of old
in sparkling water and ices haste
a company for the taste
the under on the tables top
where we see it slip

Baby is superstitious
Living inside an atom bomb

Blood counts it becomes your
depth

Try and do something and someone will try to stop you.
And so someone will try and do something…
Nothing

Resim1

grachten corps issue 1 may 2001 amsterdam

Resim1

2000, Floransa

Ekmeğim zeytinim aldım
açlığım bastırsın.
Gözün doymuyor kör
kalasın.
Başka yerde deyip durdun
yağmuru suyu bu uçsuz
çölün.
Yok orası! ya burası?
Kendine mahkum kaldın.
Neye emek verdin,
ya utanmaz ne beklersin?
Densiz cehaletim ah bir yol bileydi
ne bıçak tutar
ne beklerdi.
Bana lanet benim
gidişim.
Ben aref sırrına sığan
akla, evvellden tok kaldım.
Tarihe değil sonsuza değin
tekerrür yaban oluşum.
Müstahak der geçerdim,
eğer bir güzeli tanımaz, iş tutamaz olaydım.
İğreti bir esnaf vebali olsa gerek, boynumda duran.

Hayat meşgalesinden çıkarın var mıdır
diye sorar kitap
Ne alakası var diye soruyordur bir dostum
Damarlarımda aksa
Ve gerçekten hiçbirşey aksamasa
onların gözlerine kör ve tam
tam diyorum , ne eksik ne fazla
bir mil yukarıda olsam.
Basitlik ve atlamak güdüsü
tırmansa ve tırmandırsa
nehirin taşlarında
Yani diyorum biraz daha insan olsam
Belki bulur biraz daha hayat
çıkarını
hayatımdan

united under one spoon and one feed
no war is no peace
divided in shame and blame
no war lets be no peace

Değerlerin değerlendiği,
gücün uygulanması aşamasında,
aciliyet/alarm durumunda
yetkilenen kişi yada kişiler belirlendiğinde,
tüm incelmiş toplamlar
gücün süreksiz süreklilik tutkusu altında
silinir.
Güç kendisini aciliyete tetiklemeye
devam eder.

Civilization is that which records itself…

why is this pen not writing properly!

Mosquitoes started buzzing again
The smells of the fresh soil
and trees and daffodils fooled into flowering
Though unable to “heave my mind into my mouth”
it is the clearest, lightest of words that one feels inclined

Tüm genç ve huzursuz kalpler gibi
kavruluyor benliğim
durmak ne telaşsız
ne ince, ne zor iş

gökyüzünden ey ömür,
gök yüzünden…